Ana sayfa Finans Haberleri Döviz 4 Nala, Dolar 5 Lira: Tehlike Çanları Çalıyor!

Döviz 4 Nala, Dolar 5 Lira: Tehlike Çanları Çalıyor!

11733
1

Özel Sektör İçin Tehlike Çanları Çalıyor!

Artan enflasyon, ticaret savaşları derken Türkiye-ABD ilişkilerindeki gerginlik piyasaları olumsuz etkiliyor.

Cumhurbaşkanımızın yeni sistemin 100 günlük eylem programını Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde açıklamasından henüz birkaç saat önce ABD Doları, Türk Lirası’na karşı tarihi rekor seviyesi olan 5,11 TL’ye yükseldi. Türk Lirası’nın değer kaybı ağustos ayının ilk 3 gününde yüzde 3,42 oldu. Yılbaşından bugüne baktığımızda yüzde 35’i bulan düşüş, yalnızca vatandaşın değil aynı zamanda reel sektörün de belini büküyor.

Türkiye’de kamu ve özel sektörün dış borç toplamı 2006 yılında 185 milyar dolardı. 2010 yılında 267 milyar dolara, 2015 yılında 392 milyar dolara yükseldi. 2016 yılında 409 milyar dolar olmuştu. 2018 yılının mayıs sonu itibarıyla ise 466 milyar dolar dış borca sahibiz. Yaklaşık 470 milyar dolar olan brüt dış borç ile kurdaki 1 kuruşluk artış, yükümlülüklerimizde 5 milyar TL artışa neden oluyor.

Milyon ABD Doları Kamu TCMB Özel Sektör Türkiye
1990 33.268 8.342 10.770 52.380
2002 64.533 22.003 43.066 129.602
2017 136.443 666 317.175 454.284
2018 (1.Çeyrek Sonu) 140.862 653 325.142 466.657

Kaynak: Hazine ve Maliye Bakanlığı

Türkiye’nin en yumuşak karınlarından biri şirketlerinin borçluluk oranı. Özel sektörün borçluluğuna baktığımızda  toplam kısa ve uzun vadeli borcun 325 milyar doların biraz üzerinde olduğunu görüyoruz. Burada finansal kuruluşlar ile finans dışı özel sektörün bu borcu yarı yarıya üstlendiği bir durum söz konusu. Son 8 yılda özel sektörün dış borcu yüzde 91 arttı. Bu süreçte ABD Doları, Türk Lirası’na karşı yüzde 234 arttı. Şirketler kesimi borcunu Türkiye’nin ortalama büyüme hızının çok üzerinde artırırken TL’nin değerinde ipin ucu kaçtı. Sonuç ise en büyük şirketler olarak bildiğimiz şirketlerin artan riskleri ve borç yapılandırmaları olarak kamuoyunu gündemini işgal ediyor.

 

Kaynak: İstanbul Sanayi Odası

Reel sektör dış borç yükü altında!

Bugün artık sokaklarda herkesin dilinde doların durumu, artan hayat pahalılığı ve faizlerdeki yeni yükseliş ihtimali yer alıyor. Özel sektörümüz son yıllarda yurt dışından daha çok kredi kullanmaya başladı. Bankalar dış borç yükünü son 3 yılda azaltırken, finans dışı özel sektör artırdı. Kur, faiz ve enflasyon sarmalından en fazla etkilenen ise özel sektör oluyor. Son 1 ayda yüzde 10, geçtiğimiz hafta ortasından beri yüzde 3,42 yükselen kur, 325 milyar dolar borcu olan özel sektörün bilançolarını bozuyor. Şirket sahiplerinin son yıllarda kârlılıklarındaki artışa rağmen, kârı sermayeye eklemek yerine kâr payını alıp şirketi ise borç kullanarak yürütme eğilimleri sonucunda özkaynaklarda oransal olarak gerileme yaşandı. Türkiye’nin en büyük 500 sanayi kuruluşu da bu gerilemeden nasibini aldı.

 Döviz kurlarındaki yükseliş, uluslararası finansman maliyetlerindeki artış ve TL faiz oranlarındaki sıçrama neticesinde Türkiye’nin en büyük 500 sanayi firmasının Borç/Özkaynak oranı son yılların en düşük seviyesine geriledi.

 

Kurdaki son şok ekonomiyi tehdit ediyor!

Türkiye ekonomisinin acil tedbir ihtiyacı ortadan kalkmadı. Türkiye ekonomisinin küresel finansman koşullarındaki değişime nasıl uyum sağlayacağı daha hala belli olmadı. Döviz geliri olmayan şirketlerin döviz cinsi borçlanmasını önleyen düzenleme dışında özel sektörü koruyacak herhangi bir makro ihtiyati adım atılmadı. Ve böylece son yaşadığımız kur şokuna zemin hazırlandı. Geçtiğimiz yıl bugün, 3 lira ve 72 kuruş vererek 1 ABD Doları alabilirken temmuz ayının ilk gününde 4 lira ve 59 kuruşa karşılık 1 ABD Doları alabilir olduk. Son bir ay içerisinde ABD Doları, TL’ye karşı 62 kuruş daha değerlendi. Hazine’nin Gösterge Tahvil Faizi yüzde 20’den, yüzde 21,78 ile rekor seviyeye yükseldi. Yalnızca bu şok ile Türkiye’nin (kamu ve özel sektör) dış borç yükümlülüğü 300 milyar TL arttı. Bu durumda er ya da geç belli sonuçlarla daha ciddi şekilde karşılaşmamız kaçınılmaz olacak. İlk olarak zaten bir hayli bozulan şirket bilançolarında bozulma hız kazanacak. Şirketler buna enflasyonu tetikleyerek direnmeye çalışacaklardır. Bunun ithal mallarda ve ithal girdi kullanılan sektörlerde etkisi çok ağır olabilir. imalata dayalı reel sektörün daha çok kalemi etkileyeceğinden dolayı kurun yükselişini daha çok hissedeceğini söyleyebiliriz. İhracat ve ithalata dayalı özel sektöre bakıldığında ise giren malların bedelinin dövizle ödeniyor olması ithalatı daha maliyetli hale getirecek. İhracatçılar ise kurdaki yükseliş ile sattıkları mallardan daha fazla gelir elde edecek olsa bile ara malı ithalatına bağlı olarak girdi maliyetleri artacak ve ham madde ithal etmek zorunda olan ihracat sanayi de bu durumdan olumsuz etkilenecek. Yani kurdaki şokun sanayiciyi olumlu etkilemesi için neden yok. Ardından kur yükselişleriyle birlikte beklentilerde bozulma yaşanacak. Hem enflasyon hem de kur beklentilerinde yaşanacak olan hedeften sapma TCMB’nin zaten zedelenmiş olan itibarını yıpratabilir. Kaldı ki, kur yükselişiyle birlikte sessiz sedasız faizler de artıyor. Özellikle yurt içi yerleşiklerin dolarizasyonu neticesinde TL mevduat faizlerinde yükseliş yaşanıyor. Buna Gösterge Tahvil Faizi’nin artışını da eklediğimizde kurlarda yaşanan artışın etkisi daha da sarsıcı bir hal alıyor.

 

Hala vakit var mı?

 Dünyada bol para (QE) döneminden kıt para (QT) dönemine geçiş hızla sürüyor. Faiz artıran ülkeler kervanına geçtiğimiz hafta İngiltere de katıldı. Bank of England politika faizini 0,25 puan artırarak  0,75’e yükseltti. Türkiye ise Arjantin, Mısır ve Pakistan ile birlikte bu geçişi doğru yönetemeyen ülkeler arasında kendini buluverdi. Önce ilk parasal genişleme dönemi vardı, genişlemede ivme 2010’da artmaya başladı. 2010 yılının sonuna doğru ise ikinci parasal genişleme paketi geldi. Üçüncü paket ise 2012 yılında ABD’de faizi yüzde 1,5’un altına geriletti. Sonra 2013’te zamanın FED Başkanı fazla likiditeyi süpürme zamanının geldiğini söyledi. Parasal genişleme sürer mi, parasal genişleme ne zaman biter, FED ne zaman faiz artırır, FED 2 defa mı faiz artırır derken Mayıs 2013’ten sonra kendimizi bir anda FED bu yıl 4 defa mı faiz artırır dediğimiz Ağustos 2018’de buluverdik. Doğrusu zaman su gibi geçti. Biz ise makro ve mikro ihtiyati tedbirlerde geç kaldığımız gibi daha hala asıl işe odaklanıp mali ve parasal strateji geliştiremedik. Bunun sonucunu ise yüzde 16’ya dayanan enflasyon, dört nala koşarak 5 TL’yi bulan ABD Doları ve onca teşvike rağmen yüzde 10’un bir miktar altında sabit kalan işsizlik oranı olarak bulduk. Gerektiğinde müdahale edebilecek, araç bağımsızlığına sahip bir TCMB elbette gerekli. Ama yeterli değil. Artırılacak faiz TL’yi stabil kılmaya yeter mi? Yetmez. Öyleyse ne yapmalı da şirketlerin kârlılığını törpüleyen, ülkenin üzerine bir kara bulut misali moralsizlik çöktüren döviz kurlarındaki – özellikle dolardaki- artışı durdurmalı?

Türkiye’nin küresel ekonomideki teknolojik dönüşüme, yeni normale nasıl uyum sağlayacağına ilişkin ayrıntılı bir plana sahip olması gerekir. Mesela aynı anda birçok şeyi teşvik etmemesi gerekir. Kimse aynı ülkeden hem ilaç, hem savunma sanayi ürünü, hem otomobil, hem beyaz eşya, hem tarım ürünü alıp bir de tatile gelmez. Mesela Rusya’dan hava savunma sistemi ya da savaş uçağı alınır fakat otomobil alırken aklımızda soru işaretleri olur. Ya da buzdolabını ve otomobili Almanya’dan alırız fakat tarım ürünlerini almayız. Lezzetsiz olur. Türkiye teknolojik dönüşümde öncelikle hangi sektörlerin gelişimini destekleyeceğine karar vererek başlamalı. Sonra da münakaşaya girmeden kamunun borçlanma gereğini minimize edecek maliye politikası ile piyasada oluşan faiz fiyatlamalarını kontrol etmelidir. Bu iki adımın hayata geçirileceğine dair iradenin duyurulması dahi kurlarda yaşadığımız yükseliş şokunu tersine çevirmeye muktedir olacaktır.

 

 

 

1 YORUM

BİR CEVAP BIRAK

Yorum yap
Please enter your name here